Anasayfa
Sayı 1'den 155'e Yöre
Yöre'deki Yöremiz
Gezi Fotoğraflarında Edirne
Edirne Turları
Gezgin Dünyası
Yazı Dizileri
Yöre Yayınları
  Gezgin Dünyası
19-22 HAZİRAN UÇAKLI KARADENİZ TURUMUZ VARDI...
19-22 Haziran tarihleri arasında profesyonel tur rehberi Utku Tunca eşliğinde uçaklı Doğu Karadeniz turumuz yine misafirlerimizi etkiledi...

19 Haziran sabahı yine güne erken başlıyorduk. Grubumuzla buluşmak üzere firma yetkililerimiz tarafından evden sabah saat 3:30'da alınmıştık. Yeni bir grup ile yine Doğu Karadeniz turumuz olacaktı. Kişi sayımız bu kez 15 kişiyle sınırlıydı. Misafirlerimizin bir kısmının transferini biz gerçekleştirirken, diğerleri ile İstanbul Yeşilköy Havaalanı'nda buluşmuştuk. Uçuşumuz sabah saat 06:40'ta idi. Uçakta yanımda tur misafirlerimizden Mete Bey ve eşi Zeliha Hanım vardı. Zeliha Hanım'ın uçuştan çekindiğini gördükten sonra biraz olsun rahatlatmak amacıyla sorunsuz bir uçuşla Trabzon'a inmek için dakikaların sayılı olduğunu sık sık tekrarlıyordum. Sinop Boyabatlı idi Mete Bey ve eşi Zeliha Hanım... Bir ara arkamda bir Karadenizli beyin yöre şivesiyle kendisine yöneltilen sorulara cevap verdiğini duydum. Arkama baktığımda grubumuza dahil olan misafirlerimizden Sema Hanım ve biricik kızları Jülide Hanım bu yöre insanı beye sorular sorarak meraklarını gidermeye çalışıyorlardı. Arka taraftaki sohbetin konusu yöresel yemeklere geldiğinde tebessüm etmekten alıkoyamadım kendimi. Evet yöresel yemekler ki Karadeniz Bölgesi'ni gezmeye gelen misafirlerimizde hoş damak tadı bırakan hatta tur sonunda bir çoğunda kilo alınımına sebebiyet veren şu yöresel yemekler... Trabzon Havalimanı'na iniş yaptığımızda saatler 08:15'i gösteriyordu. Tüm misafirlerimiz valizlerini aldıktan sonra dışarıda bizleri bekleyen tur aracımız ve kaptanımız Sami Bey'le buluşup havalimanından ayrıldık. Kaptanımız Sami Bey Trabzonlu'ydu. Boztepe mahallesinde doğup büyümüş, yıllarca belediyeye hizmet vermiş, emekliye ayrıldıktan sonra da kendi doğup büyüdüğü toprakları gezmeye gelenlere kaptanlık hizmeti vermeye başlamıştı.

GRUBUMUZ SERA GÖLÜ'NDE



***

Kısaca kendimizden bahsettikten sonra artık anlatımlarımıza başlama zamanıydı. Bir taraftan anlatımlarımızı yaparken diğer taraftan ilk durak noktamız olan Trabzon Ayasofya Müzesi'ne gidiyorduk. Ayasofya Müzesi'nde avluda başlayan anlatımlarımız kilise olarak kullanıldığı günlerden kalma fresklerden bahsederek devam etti. İçerideki sahneler misafirlerimizin dikkatini çekmişti. Henüz ayaklarının tozuyla geldikleri Trabzon'da Ayasofya Müzesi'ni gezerlerken açlık hissi kendisini göstermeye başlamıştı. Ayasofya bahçesinde serbest kahvaltı molamızı vermiştik. Buluşma saatimiz geldiğinde aracımızın tekerleği dönmüştü bile.

TRABZON AYASOFYA MÜZESİ


Ayasofya'dan ayrıldıktan sonra istikametimizi Atatürk Köşkü'ne çevirmiştik. Fatih semtinden geçerek özellikle beylerin dikkatini çeken Hüseyin Avni Aker Stadı'nı görmüştü misafirlerimiz.

Atatürk Köşküne çıkış yolunda Soğuksu semtinden geçerek yolumuza devam ederken karayemiş (taflan) ağaçlarının yanından geçiyorduk. Trabzonlular'ın Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e bir armağanı olan Trabzon Atatürk Köşkü'ne ulaştığımızda bir Rum mimarisi olan köşkün o müthiş bahçe düzenlemesiyle beraber misafirlerimizi büyüleyeceğine inancımız sonsuzdu. Öyle de olmuştu, misafirlerimiz büyük bir keyifle köşkü gezmiş anlatılanları dinlemişlerdi. Fotoğraf çekimlerini tamamladıktan sonra misafirlerimizin bir bölümü köşk arkasında bulunan çay bahçesine yönelmişlerdi. Ben de bir taraftan grubu gözlemliyor diğer taraftan ise Trabzon Atatürk Köşkü'ne her çıkışımızda sürekli şakalaştığımız, bizlere belki de Trabzon'u ve Trabzonlular'ı bir kez daha sevdirmeyi başaran Metin Abi ve Oktay'la sohbete başlamıştık. Metin Abi sürekli bir ihtiyacımız olduğunda kendilerini mutlaka aramamız gerektiğini bir kez daha söylüyor, Trabzon insanının o dillere destan misafirperverliğini bizlere her seferinde olduğu gibi bir kez daha yaşatıyordu.

TRABZON ATATÜRK KÖŞKÜ


Atatürk Köşkü gezimizin ardından tur programımızı bir nebze de olsun aşarak ilk etapta Trabzon Boztepe'ye aracımızla panoramik bir tur yaptık, ardından yine tur programımızda bulunmamasına rağmen Sera Gölü'nü göstermeyi istemiştik grubumuza. Sami Kaptanımız hatta göl sonrasında Derecik Köyü'nde dere kenarında kayınbiraderinin sahibi olduğu bir çay bahçesinde çay içmeyi önermişti. Göldeki fotoğraf molamızın ardından ben de Sami Kaptanımızın bu fikrini grup misafirlerimizle paylaştım. Herkes hem fikir olup sıcak bakınca grup halinde Derecik Köyü'ne gidip Karadeniz'in lezzet zengini çaylarından yudumlamaya başladık.
KAPTANIMIZ SAMİ BEY İLE SERA GÖLÜ'NDE


Çay faslından sonra grubumuzun ilk yöresel yemeği vardı sırada: Akçaabat köftesi... O meşhur, sarmısakla yapılan Akçaabat Köftesi, O meşhur horon ustalarının yetiştiği, güzel insanların memleketlerinin, Akçaabat'ın köftesi... Nihat Usta'ya gitmiştik... Nihat Usta'nın tadına doyulmaz Köfteleri yenmiş sıra yörenin olmazsa olmazlarından laz böreğine gelmişti. Yemeğin ardından gelen çaylar yudumlanıp aracımıza bindiğimizde hemen herkesin dilinde yemeğin, özellikle de laz böreğinin lezzeti vardı.

Akçaabat'tan ayrıldıktan sonra Değirmendere'yi takip ederek önce Maçka'ya, oradan da Altındere Milli Parkı'na girip Sümela Manastırı'na ulaştık. Karadağ'da inanılmaz bir noktaya inşa edilmiş Sümela Manastırı (Panagia Tou Melas) yolundaki çağlayanlar büyüledi ilk olarak misafirlerimizi. Ardından da manastırın kendisi. Henüz manastıra varmadan yol üzerinde Manastırı dışarıdan fotoğraflayabileceğimiz en uygun noktada durup bir fotoğraf molasının ardından manastıra ulaştık... Sıcak hava şartlarına rağmen büyük bir sabır ve meraklı bakışlarla anlatımlarımızı dinleyen misafirlerimiz Karadeniz'deki ilk günlerinde yine hayranlıklarını gizleyememişlerdi.

SÜMELA MANASTIRI'NIN AVLUSUNDA GRUBUMUZ



Sümela Manastırı sonrası bir sonraki istikametimiz Zigana Dağları, Zigana tüneline çevirdik. Gümüşhane il sınırları içinde bulunan Zigana tünelini gördükten sonra Hamsiköy'de o meşhur sütlacı tatmadan olur muydu hiç... Hamsiköy sütlaç molamızın ardından Maçka'daki Büyük Sümela Otel'e varmıştık artık. Anahtar dağıtımından sonra misafirlerimiz günün tatlı yorgunluğunu atmak için odalarına çekilmişlerdi.
***


Sabah otelde alınan sabah kahvaltısının ardından otelimizden ayrılıp Karadeniz'in en ülkemiz içindeki en doğu ucuna; Sarp sınır kapısına doğru yola koyulduk... Trabzom, Yomra, Arsin, Sürmene, Of istikametini takip ederek, İyidere, Derepazarı'nı geçtikten sonra önce Rize'ye ulaştık. Yeşilin binbir tonunu gözlemlediğimiz bu şirin sahil şehirimizden geçerken birkaç enteresan yapı görerek Rize'yi geçmiş kendimizi türkülere konu olan Çayelin'de bulmuş ve meşhur Rize bezlerini tanımak için bir fabrika satış mağazasında mola vermiştik. Önce Rize bezinin ne olduğunu öğrenen misafirlerimiz daha sonra alış-veriş yapma fırsatı buldular. Çayeli'ndeki molamızın ardından Pazar, Ardeşen, Fındıklı güzergahından Hopa, Arhavi, Kemalpaşa'dan geçerek Karadeniz'in en doğusunda yer alan Gürcistan ile aramızdaki Sarp sınır kapımıza ulaştık.
GRUBUMUZ SARP SINIR KAPISINDA


Anlatım sonrası verilen fotoğraf molası sonrasında bir diğer durak noktamız, Artin'den geçtikten sonra ulaştığımız Kafkasör Yaylası olmuştu. Arvin'in o meşhur virajları misafirlerimizi biraz yormuştu. Kafkasör'deki boğa güreşlerinin yapıldığı arenayı gördükten sonra yemek molamıznın vakti gelmişti bile. Yemek molamızın ardından doğanın ülkemize armağanı, kelimelerin yetersiz kaldığı Ayder'e ulaştık. Gelintülü şelalesindeki fotoğraf molamızın ardından bu doğa harikası yerde misafirlerimiz serbest vakitlerini bu eşsiz atmosferi, tabiatı soluyup, bol bol fotoğraf çekerek geçirdiler... Konaklamamız Ayder'de Haşimoğlu Otel'de idi... Otelde aldığımız akşam yemeğinde yöresel yemekler tadılırken tulum eşliğinde horon izlemiştik grubumuzla birlikte... O akşam tüm Türkiye'yi olduğu gibi Euro 2008 futbol şampiyonasındaki Türkiye-Hırvatistan maçının heyecanı bizleri de sarmıştı. Otelimizde maçı izlerken millilerimizin attığı son dakika gölü maçın uzamasına sebep vermişti. Sevinçten havaya fırlamış ve grup misafirlerimizden Deniz kardeşimizle birbirimize sarılmıştık. Türkiye Milli Futbol takımı penaltı atışlarında Hırvatistan'ı elemiş ve yarı finale adını yazdırmıştı. Çoook rahat bir uyku çekmiştik o gece Ayder'de...

***

Cumaertesi sabahı misafirlerimiz güne gözlerini Ayder'de açtılar. Kaçkarlar'ın güzelim yüzü kendisini sabah saatlerinde bir farkli göstermişti kendisini... Sabahki yolculuğumuz Rize'ye doğru idi. Aracımızla panoramik olarak Rize'den geçiyor, ziraat ve botanik parkına doğru ilerliyorduk. Ziraata vardığımızda iyi ki de buraya geldik dercesine bakışlar vardı misafirlerimizin gözlerinde. Birçok ağacı ismiyle beraber görme imkanı yakalarken çaykurun meşhur öre çayını içme fırsatı da bulmuştuk. Son yıllarda ülkemizde de farklı bölgelerde de yetiştirilmeye başlayan kivi ağaçlarını görmek ise ayrı bir güzellikti. Serap Hanım ile Ferda Hanım yörenin meşhur kurufasülyecisi Hüsrev'in methini çok fazla duymuşlardı. Çayeli'nde orada öğlen yemeği yeme fırsatımız olasılığımızı sorduklarında, bu fikri tur boyunca ahenk içinde, sorunsuz bir şekilde hareket eden grubumuzla paylaştık ve herkesin hem fikir olduğunu gördükten sonra Çayeli'ne Hüsrev'in meşhur kurufasülyesini yemeğe gittik. Hüsrev'i tur gündemimize getiren Serap Hanım oğlu Deniz ile, Ferda Hanım da çok şirin kızları Ceren ve İrem ile turumuza katılmışlardı. (Ceren'e buradan ufak bir hatırlatma; bir daha asla yaşın kaç olursa olsun nüfus cüzdanını almadan yola çıkma : ) sonra baban çekiyor zahmeti)
İçilen çayların ardından İkizdere'yi takip ederek Şimşir mevkiinde çıkan doğal işlenmemiş maden suyunu tattık misafirlerimizle birlikte. Madensularımızı tattıktan sonra o güzeller güzeli Uzungöl vardı sırada... Uzungöl'e varmadan önce Of'tan geçerken Özçay Fabrikasında grup halinde bir mola verdik ve çayın soframıza gelene kadar geçirdiği aşamaları gözlemledik misafirlerimizle birlikte. Bir işin ustalarının ellerinde demlenen çayı tattıktan sonra isteyen misafirlerimiz Özçay Fabrikasının fabrika satış reyonunda çay satın aldılar. Fabrika sonrası yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuğun ardından 1090 m rakımlı Uzungöl'e ulaştık. Göl kenarında serbest zaman ve fotoğraf molamızın ardından otelimize yerleştik ve günün yorgunluğunu attık... Akşam yemeğinde kemençe sesi eşliğinde horon izlerken misafirlerimizden arzu edenler yöresel bir uslupla tereyağda kızartılmış alabalık tatma fırsatı buldular.

UZUNGÖL

***


22 Haziran günü gelip çatmıştı bile. 22 Haziran demek dönüş ve misafirlerden ayrılış günümüz demekti. Son günümüzdü ama hala görecek yerlerimiz vardı. Sabah otelimizden erkenden ayrıldık ve yola koyulduk.
Uçağımız Akşam 21:55'te Samsun Havalimanı'ndan gerçekleşecekti. Son günkü ilk durağımız tekrar Trabzon olmuştu. Grubumuzun şirin aileleri arasında yer alan Kasan Ailesi'nden Zerrin Hanım program dahilimizde bulunan Trabzon'un dillere destan telkari ve kazaziye işçiliğini özellikle görmeyi arzuladıklarını dile getirmişlerdi... Kasan Ailesi gerçekten çok şirin bir aileydi. Mehmet Emin Bey aile babası, Zerrin Hanım kendilerinin biricik eşleri, Koray ve Dilara da dünya tatlısı çocuklarıydı Kasan Ailesi'nin... Trabzon'daki Gümüş molamızın ardından sırada Giresun vardı. Fakat Karadeniz'in o meşhur yağmuru bizleri biraz engelleyeceğe benziyordu. Giresun'a çok az bir yolumuz kalmıştı ki, Keşap'a vardığımızda polislerin tüm araçları durdurduğunu gördük. Aksu Deresi taşmış sel ve heyelana sebebiyet vermişti. Biliyorduk çok uzun sürmeden açılacaktı yol, beklemeye koyulduk. Arka tarafta oturan misafirlerimiz lavabo molası ihtiyaçlarını dile getirdiklerinde Keşap'ın içerisine ilerledik aracımızla ve orada girdiğimiz restaurantta Giresun'da vermeyi düşündüğümüz yemek molamızı da vermiş olduk. Bu yemek molası bizim için gerçekten çok anlamlı olmuştu, vakit kazanmıştık. Yol açılıp geçit verildiğinde bizler de yemek faslını çoktan geride bırakmıştık. Kirazın anavatanı Giresun'dan (Kerasus) geçip de kalesine çıkmamak olur muydu hiç... Giresun Kalesi'ne çıkıp anlatımlarımızı yaptık, misafirlerimiz fotoğraf arşivlerine yenilerini eklediler. Giresun Adası'nın da en güzel göründüğü nokta olan kalede bir de Topal Osman'ın (1883-1923) anıt mezarı bulunmakta. Mustafa Kemal'in Muhafiz Kıta Komutanlığına yükselmiş bir kuvayi milliyeci Topal Osman... Aracımıza bindiğimizde bir sonraki destinasyonumuz Ordu idi... Bulancak, Piraziz ve Gülyalı'dan geçtikten sonra Melet Deresi ile birlikte artık kendimizi Ordu'da (Cotyora) bulmuştuk bile. Ne diyordu Ordulular; "Boztepe'ye çıkmalı, şu Ordu'ya bakmalı..." Boztepe'ye ulaştığımızda misafirlerimizin memnuniyet dolu bakışları kesinlikle görmeye değerdi. Hayranlıklarını dile getirilerken içilen çaylar bu tabiat harikası yere ayrı bir huzur katıyordu... Ordu'dan ayrıldığımızda, Fatsa istikametinde ilerlerken ülkemizin en uzun tüneli olan Nefise Akçelik Tüneli'nden geçmiştik. Fatsa, Ünye, Terme yolunu takip ederek Samsun'a varıyorduk. Samsun'da ilk olarak Bandırma Vapuru'nda anlatımlarımız sonrası fotoğraf molamız için serbest kalıyorduk misafirlerimizle beraber. Ardından Atatürk heykelini fotoğraflayıp, Samsun'da akşam yemeği için serbest zamanımız geliyordu. Sayılı gün gerçekten de çabuk geçiyor... Bir an kendimi grubumuzun yine şirin ve saygıdeğer ailelerinden Adem Bey ve eşi Rahime Hanım'a bakarken buldum... Ne kadar da mutlu görünüyordu bu dünya tatlısı aile... Umarım gözlerdeki bu mutluluğun sebeplerinden biri de gezip gördükleri yerler, tanıdıkları farklı kültürlerdir...

Biz hepinizi çok sevdik... Başka kültür turlarında, farklı bölgelerde tekrar karşılaşabilmek dileğiyle...


Utku TUNCA

PROFESYONEL TUR REHBERİ
GSM:0537 544 80 46 / 0 542 243 63 10
Mail:utkutunca@hotmail.com

  • 2000 - 2013 © Yöre Basın Yayın Reklam ve Dağıtım Hizmetleri
    Muhittin Günel İş Merkezi Kat:2 No:125 - EDİRNE
    Tel: 0.284.213 13 84 - Cep: 0.542.283 23 82
    refona.NET