Anasayfa
Sayı 1'den 155'e Yöre
Yöre'deki Yöremiz
Gezi Fotoğraflarında Edirne
Edirne Turları
Gezgin Dünyası
Yazı Dizileri
Yöre Yayınları
  Gezgin Dünyası
ACIBADEM İLKÖĞRETİM OKULU İLE EDİRNE GEZİSİ
İstanbul Acıbadem İlköğretim Okulu öğretmenleri Profesyonel turist rehberi Utku Tunca eşliğinde Edirne'yi gezdiler.

Gezi boyunca Edirne'ye olan hayranlıklarını gizleyemeyen öğretmenlerle turumuza söğütlükte alınan sabah kahvaltısıyla başladık. Bol oksijenli bir ortamda alınan kahvaltı öğretmenlerimizi çok etkilemişti.
söğütlükte yapılan kahvaltı grubumuzu çok etkilemişti


Kuş sesleri eşliğinde, yeşillikler arasındaki kahvaltı sonrası ilk durak noktamız tarihi Karaağaç yolu üzerindeki Jandarma Şehitliği oldu. Buğulanan gözlerle anlatılanları dinleyen misafirlerimiz çok etkilendiler. Tarihi yolda ilerlerken o güzelim canlı tarih niteliğindeki (maalesef göz göre göre kesilip katledilen), Hitler endişesiyle içleri oyulup dinamitlerle doldurulan ağaçları anmamak mümkün müydü hiç... Bunlar anlatılıp dinlenirken kendimizi o şirin semtimiz Karaağaç'ta bulmuştuk bile. Karaağaç semtimizdeki İlk gezi noktamız Pazarkule sınır kapımızdı. Askerlerimizi selamlayıp şöyle bir karşı tarafa baktıktan sonra Lozan Anıtı'na doğru ilerlemeye başlamıştık bile. 24 Temmuz 1923 yılındaki bu büyük zafer hakkında grubumuzla bilgilerimizi pekiştirirken gözler sanki "Mustafa Kemal, keşke dünyaya bir kez daha gelsen" der gibiydi. Ve nihayet Eski tren istasyonuna (günümüz Trakya Üniversitesi Rektörlük binası) geldiğimizde gözlerdeki hayranlık bir kez daha ön plana çıkmıştı. Ardından Lozan Anıtı önünde verilen fotoğraf molamızda anıtta yer alan ifadeler konumuz olmuştu.

Karaağaç dönüşü, Eski Gümrük Karakol binasının yanından geçerken Meriç Köprüsü'nü (Abdülmecid) fotoğraflamadan edemezdik, aracımızla durduk ve misafirlerimiz bu şaheseri fotoğraf arşivlerine eklediler. Hemen ardından gelen Tunca (Ekmekçizade Ahmet Paşa) Köprüsü yenilenen görüntüsüyle ayrı bir yer etmişti geziye katılan öğretmenlerimizin gözünde... Nasıl bir köprüydü bu, nasıl bir el işçiliği, zarafet... Dönemin en iddialı köprülerinden olduğunu dile getirirken bir öğretmenimiz; "bugünkülerden de daha iddialı" demişti. Haklıydı da... Rotamızı 2. Bayezit Külliyesi'ne çevirmiştik. Edirne o kadar çok kültür ve tarih varlığına sahipti ki yıllardır Edirne'yi gelen gruplarımıza gezdirmemize rağmen hangi güzergahı kullanıp, hangi yapılarla misafirlerimizi tanıştırsak diye hala zorlanıyorduk. Zorlanıyorduk çünkü Edirne'deki yapıların hepsi birbirinden daha değerliydi. Keşke gelen gezi gruplarının zaman sıkıntıları olmasa da çok daha fazla noktaya ulaşmak mümkün olsa. Külliye yolunda kaderine terk edilen Sinagog yapısını görüp eski yahudi konakları hakkında konuşuyor ve ardından kendimizi Kaleiçi semtinde buluyorduk. Maarif Caddesi'ndeki İlhan Koman evini gösterdiğimizde, bir öğretmenimiz; "ne müthiş bir heykeldir o Akdeniz heykeli" diyordu. Haklıydı da öğretmenimiz... Yol üzerinde yer alan su terazisini de gördükten sonra anayola bağlanıyor ve bir kez daha Tunca Nehri'nin üzerinden geçtikten sonra Yıldırım semtinin paralelinden geçiyorduk. Görüş alanımızda kalan yapılardan bahsederken sadece Edirne'nin değil, ülkemizin gurur kaynağı saydığımız 2.Bayezit Külliyesi'ne ulaşmıştık. 11 yapıdan oluşan külliyenin 2004 yılında ülkemize Avrupa Müze Konseyi Ödülünü getiren darrüşifa bölümünün gezenleri çok etkileyeceğine güvenir bir edayla başlamıştık anlatımlarımıza... Hatta şunu da dile getirmiştik, 23 Nisan 2008'den itibaren müzeyi gezenler kendilerini şanslı sayabilirlerdi, çünkü tıp medresesi bölümü de müze bünyesine kazandırılmıştı. Hatta bu çalışmada en büyük pay Rotaryanlara aitti ve medresenin açılış günü İstanbul'dan birlikte gelmiş, önce Edirne'yi gezmiş ve birlikte açılışa katılmıştık. Külliye gezimiz her geleni olduğu gibi öğretmen misafirlerimize de çok etkilemişti...

Ve sırada Saray-ı cedide-i amire vardı. Zamanının bu muhteşem yapılar bütünü görenleri şaşırtmıştı. Birkaç saray kalıntısı, adalet kasrı, Balkan Şehitleri Anıtı, Tunca Adası, Fatih Köprüsü, Kanuni Köprüsü, Kırkpınar stadı, bazı pehlivanlarımızın ve Kırkpınar ağalarımızın heykellerini gördükten sonra kendimizi Tavuk Ormanı'na atmıştık. Öğretmenlerimiz bir bardak çayı hakketmişlerdi. Tavuk ormanında 4 Mehmed'e ait Av Köşkünde çaylarımızı, kahvelerimizi yudumlayıp yorgunluk atmak misafirlerimize yaramıştı. Bu güzelim yerde biraz daha vakit geçirmeyi arzular gibiydi misafirlerimiz, fakat gezip görülecek yer sayısı çok fazlaydı ve gezimize devam etmemiz gerekiyordu. Sırada Mimar Koca Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camii,Selimiye Arastası, Eski Cami, Bedesten, Kervansaray, Üç Şerefeli Cami, Sokullu Hamamı, Makedonya Saat Kulesi, Semiz Ali Paşa Kapalı Çarşısı vardı. Bu yapıların hepsi birbirinden daha değerliydi belki ama Edirne'yi gezerken misafirlerimizi birçok farklı açıdan selamlayan o ali Selimiye Camii'nin ihtişamı bir başkaydı. İçeriye girmemizle beraber bakışların rengi bile değişmişti sanki... herkes büyülenmiş, bu nasıl birşey sesleri aradan fısıltılarla geliyordu kulağımıza.
Öğretmenlerimiz Selimiye Camii'ne olan hayranlıklarını gizleyemediler


Öğretmen grubumuzun Edirne'deki kısıtlı vaktini dolu dolu geçirmiştik. Fakat, tabii ki bir gezi noktamız daha vardı, onsuz olamazdı, olmamalıydı... Buçuk Tepe'deki Edirne Müdafii Merhum Şükrü Paşa'nın anıt mezarıyla birlikte Balkan Savaşları Müzesi'ni, Kıyık Tabya'yı gezmeden ayrılamazdık Sultanların Şehri, Şehirlerin Sultanı Edirne'den... Burada Balkan Savaşlarını hüzün ile anarken öğretmenlerimizin bir kısmı gözyaşlarını gizlemediler... O gözyaşları ki vatan sevgisini, yokluğu, zulmü, fedakarlığı anıyor ve anlatıyordu...
Utku TUNCA

Profesyonel Turist Rehberi

  • 2000 - 2013 © Yöre Basın Yayın Reklam ve Dağıtım Hizmetleri
    Muhittin Günel İş Merkezi Kat:2 No:125 - EDİRNE
    Tel: 0.284.213 13 84 - Cep: 0.542.283 23 82
    refona.NET